Mis kokular sarsa etrafı..
Babam gelse...
Sarılsak...
Çokkkkkkkkkkkkkkkkk özledim :'(
Sadece bunu söyleyip susmak isterdim... Ebediyyen susmak... Çünkü canım acıyor...
Yazgısı kanla yazılmış hayatım ellerimin arasından kayıp gidiyor...
Şafak sökerken penceremde gelmek ve gitmek arası med-cezir...
Kum saatinden akan taneler gibi usul usul geçiyor zaman...
Takvimlerde kopmayan yapraklar...
Yalnızlığın güncesi buu..
Kaçıp gitmelerin masalı ..
Masal biter mi ?
Bilmemm ...
Biterse ölümle biterr ....

Beni yeniden doğur anne!
Kimsenin parmak izi tenimde kalmasın...
Anlattığın masallardaki gibi değilmiş
Bu dünya,
Gördüm Anne...
Kimin dost kimin düşman olduğunu,
iğrenç bir hastane tuvaletinde, saçlarımı
Sıvı sabunla lavaboda yıkarken öğrendim Anne...
Daha 19 yaşındaydım...
22 günde büyüdüm Anne...
İnsanların yüzüme gülerken arkamdan kuyumu kazdıklarını
Ve
O süslü hançerlerini yüreğime batırırken,
Hançerlerinin sapını bana hayranlıkla seyrettirebilecek güçte olduklarını gördüm Anne...
Yalnızlık senfonisi içimde bir yerlerde
Uzun zamandır çalıyor Anne...
Biliyorsun ve hâla susuyorsun Anne...
Konuş Anne
Söyle
Hangi masal avutur beni ?
Yüreğimde binlerce hançer izi varken?
Daha uyanmamalıydık masallardan.Ne zaman bitti o eşsiz ormanlar, yollar? ne zaman ayrıldı yolları şehzade ile ipek kızın? ve ne zaman vazgeçti yakışıklı prens yüzyıl uyuyan güzeli uyandırmaktan? Ne zaman yoruldu aladdin lambasını ovmaktan? iyilik perileri, sevimli cinler şimdi neredeler? Daha uyanmamalıydık...Masallar hep o renkte ve aynı inandırıcılıkta kalmalıydı kalbimizde.Bir şey oldu, bir yerlerde.Büyüdük mü küstük mü birşeylere ne; inanmaz olduk masallara.Dinlemez olduk ve anlatmadık bir daha.Belki anlatılacak masalımız kalmadı, çabuk yordu hayat bizi.Oysa ne güzeldi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu, Kaf dağının ardındaki o gizemli ülke, lal bir oba uşağı ile güzeller güzeli bey kızının başkaldıran sevdası.Nasıl özlüyoruz geçmişi...Neden özler ki insan? Hele birde mutsuz bir çocuksanız...Çocuktuk çünkü.İnanıyorduk.Köprüler geçmemiş, aldatmamış, aldatılmamış, bedeller ödememiş, ayrılık ve hasret mektupları okumamıştık.Ve dizlerimizi kanatmamıştı henüz hayat.İnanıyorduk, duruyduk, saftık, çocuktuk.Şimdi anlatacak bir masalımız bile yok, bir köşesine sığınacak...
İclal Aydın