10 Şubat 2009 Salı

Sizin Hikayeniz, Bizim Hikayemiz



Umuda yürüdüğün bu yolda
Asla yalnız hissetme
Belki pişmanlıkların vardır
Belki ihanettir suratına çarpan
Ama yine de aşktır bizi yaşatan
Bazen gururlu
Bazen masum
Asla vazgeçme
Bil ki tek başına değilsin
Dostlarındır seni ayakta tutan
Cesaretindir hayatı güzel yapan
Keyfini çıkar...

Arka sokaklar,Küçük kadınlar,Binbir gece, Yaprak dökümü, Aşk Yakar, Aşk-ı Memnu, Annem, Asi, Akasya Durağı,Kavak Yelleri,Gece Gündüz
Sizin Hikayeniz, Bizim Hikayemiz diyor ya sonunda...



Kanal D 'nin yeni Tanıtımı.. İşte oradaki şarkıya bayıldım..

Buyrun





Şarkıyı İndirmek için : Eyes-Rouge wave

9 Şubat 2009 Pazartesi

ZaMaN





"Zamanın acımasız tekerleği dönüyor.
Sürüklüyor hepimizi bir yerlere. Hiç unutamam sandıklarımızı eziyor, toprağa karıştırıyor

ve toza çeviriyor...

İyi ki..

İyi ki bunu yapıyor..."


iclal aydın...

8 Şubat 2009 Pazar

Rhythm's : L'italiano

Toto Cutugno, asıl adıyla Salvatore Cutugno 'nun dünyaca ün yapmasına sebep olmuş ve unutulmayanlar listesine girmiş bir şarkı seçtim bu hafta L'italiano ( 1983 )


Buon giorno Italia (Günaydın İtalya)
Buon giorno Maria (Günaydın Maria)
Con gli occhi pieni di malinconia (Melankoli dolu gözlerinle)
Buon giorno Dio (Günaydın Tanrım)
Lo sai che ci sono anch'io (Biliyorsun bir de ben varım)








İndirmeniz için : Toto Cutugno - L'italiano

7 Şubat 2009 Cumartesi

MaRiFeT


Marifet hiç ezilmemek bu dünyada

Ama biçimine getirip ezerlerse

Güzel kokmak

Kekik misali

Lavanta Çiçeği misali

Fesleğen misali

Itır misali

İsa misali

Yunus misali

Tonguç Misali

Nazım Misali


Bedri Rahmi Eyüpoğlu

6 Şubat 2009 Cuma

FoToĞRaF




Bir çerçeveye takıldım kaldım bugün... Üzerinde bir kaç gülen yüz..
"Ne kadar da mutlular "
dedim, sonra duraksadım,
"her fotoğrafta mutluluktan mı gülünür? "
Daldım gittim uzaklara...

İnsan neden fotoğraf çekilir ki ? Bir daha asla O An'ı yaşamak mümkün değilken ?

Anlık tebessümleri, anlık üzüntüleri neden bir kareye hapsederiz ?
Unutulmaz anlar her zaman çerçevelenmeli midir ?

Anılar , hatıralar, düşler...

Evet, Evet düşler kalır fotoğraflarda...

Bi resim çektirmeli !?
Onu da en iyisii 'eskiyen yüzlerde eskimeyen fotoğraflar ' albümüne eklemeli...

5 Şubat 2009 Perşembe

MiM - ÇoCuKLuĞuM

Sevgili Digital Sevgi Kelebeği beni mimlemiş :)

Benim çocukluğum İstanbul'un kenar mahallelerinden birinde geçti... Mahallemizde parmakla sayılacak kadar ev olduğu zamanları hatırlıyorum. Komşularımız akrabalarımızdan daha yakındılar.. Sabah kahvaltıları birlikte yapılır, akşam üzeri kapı önlerinde çay içilirdi. Bazen de çekirdek çitlenirdi.. Misafirimiz eksik olmazdı.. Kalabalık akşam yemekleri, balkon sefaları, beş çayları..

Bizim evimiz 2 katlıydı. Bir daire ve dükkan vardı altında.. Daire arka bahçeye bakardı... En büyük keyfim arka bahçede koşuşturmak ve oradaki incir ağacına tırmanmaktı... Kayısı ve şeftali ağacımız da vardı ama şeftali ağacından 1 taneden fazla şeftaliyi yemek kısmet olmadı.. ( bitişik apartmandan rahatsız oldukları için babam kesmek zorunda kaldı incir, şeftali ve kayısı ağaçlarımızı çok ağlamıştım ) Eskiden bahçemizde annem ve babam bir sürü sebze yetiştirirlerdi.Tabi sonra evlerin çoğalması, güneş ışığının olmaması vs gibi sebeplerden dolayı uzun sürmedi bu keyfimizde... Aa unutuyordum bir de asmamız vardı çatıya kadar uzanan.. Çatıya çıkıp o üzümleri yemek bambaşkaydı..



Sokakta oynamama pek izin yoktu aslında ama ben annem iş yaparken 'kaşla göz arasında' kaçardım dışarıya. Annemin " Çabuk eve gel ! " uyarıları akşam ezanına kadar hiç bir işe yaramazdı.. Sonrasında fırça yiyeceğimi bile bile sokakta koşup oynamanın zevkini çıkartırdım.. Annem eve girdiğimde bir daha salmayacağı için susadığımda ya da acıktığımda komşu teyzelerin kapısını çalardım.. Sağolsunlar karnımı doyururlardı :) Akşam ezanında eve döndüğümde kapıda kalırdım.. Annem kapıyı açmazdı bir süre, parmağımı zile yapıştırıp "Annnneeeeeeeeeee" diye bağırmaya başladığımda komşu teyzelerden birisi dibimde biterdi.Annemde eli mahkum açardı kapıyı, bir çimdik yerdim peşinden "ben sana baban gelince sorucam " diye söylenirdi annecim :)

Evden dışarı çıkma yasağının sürdüğü zamanlarda camdan mahallede ne kadar çocuk varsa hepsini bize çağırırdım.. Merdivenler oyun alanımız olurdu.. Bodrumu karıştırır, Çatıda oyun oynardık.. Tüm oyuncaklarımı çıkartır oynadığımız yere dağıtırdım.. Arkadaşlarımın eve gitme vakitleri geldiğinde de herşeyi orda bırakırdım.. Canım annem bir de bu dağınıklık için çimdiklerdi beni :) Arada bir de çimdik yerine terliğin tadına bakardım. Dolayısıyla da cezamın süresi uzardı...




Ben küçükken çok yaramaz bir çocuktum.. Ama öyle böyle değil. Yüzümde ve bacaklarımda halaa izlerini taşırım bu yaramazlıkların. Mesela kamyondan korkup arka bahçeye kaçmaya çalıştığım bir gün daha yeni yapılan merdivenlerin üzerine düşmüştüm. Oradaki mavi çakıl taşlarından birisi kaşıma batmıştı... Canım o kadar kıymetlidir ki kaşıma dikiş atılırken tüm hastaneyi ayağa kaldırıp yerimde durmadığım için doktor toparlayamamıştı kaşımı. Hala o dikiş izleri çok belirgin bir şekilde duruyor.. O merdivenler balkonumuzun altındaydı.. Sonraki yıllar babamın balkondan halatları sarkıtarak yaptığı salıncakta tek başına sallanmam bu yüzden yasaklanmıştı... Banyoya girdiğimde annem kapıda nöbet tutardı ' kaşla göz arasında' küveti doldurup ördek gibi içine dalmayayım diye :)

Bizim evde kapılar hep açık olurdu.. Kapılardan birisi kapalıysa ve ben ortada yoksam, annem hemen beni aramaya başlardı.. Bilirdi ki ben yine bir halt karıştırıyorum gizli saklı.. Hemen yakalardı beni :)

Bu açık kapılar bazen ceyeran yapar giriş kapısı kapanırdı. Tabii anahtarı da arkasında olurdu her zamanki gibi :) İşte o zamanlar benim kabus zamanlarımdı.. Çilingir çağırmaktansa belime bir halat bağlanır küçük tuvaletin üzerindeki havalandırma boşluğundan beni aşağıya sarkıtırlardı.. Aşağıya iner ve kapıya kadar gidip kapıyı açardım süper kahramanlar gibi günü kurtarırdım.. Ama o deliğe düşme korkusu hala bazen rüyalarıma girer...



O kadar çok anım var ki çocukluğumla ilgili hatırladıkça 2-3 damla istemeden de olsa süzülüyor yanaklarımdan.. Mutluluklarım gülücüklerimden çok öteydi, mutlu olduğumda dünya dururdu.. Üzüldüğümde gözyaşlarımdan ıslanırdı her yer.. Herşeyi doyasıya yaşardım.. Sabahları ön bahçede olan ıhlamur ağacının kokusuyla uyanırdım.. Sardunya kokulu balkonumuzda hayaller kurar, herşeyin güzel olacağını düşünürdüm..

Küçücük bir dünyam vardı.. Bana ait, benim olan.. Hep benim kalacağını sandığım...

Neyse ortalığı su basmadan hemen bu mim'i paslayayım :) Pilli cadı, Sinirli prenses, Saklı Bahçe, Elv79, Kişisel Depresyon Anları,Xenophilius ( dolayısıyla mavi - hadi birlikte yazın ) ve aysema öğretmenim hadi bakalım sıra sizde...

Unutmadan bende bu mim'i yazmak istiyorum diyen herkez hadi bakalım başlayın yazmaya :)

4 Şubat 2009 Çarşamba

KuKLa



Kalın kadife perde kokusu...
Gözalıcı ışıklar...
Nasıl olduğunu anlamaya çalışma, sebebini sorma !
Boyun eğ ! iplerine...

Aldanma kalabalığa...
Düşünme kukla...

Düşüncelerini sal gitsin,
Kaybolsun sahnenin tozunda...

3 Şubat 2009 Salı

DeYZeSiNiN Bi TaNeSi

Bu resimde gördüğünüz cadı benim yiğenimin kızı.. Bebekliğinden beri teyze diyemeyen bu cadı sürekli deyzeeee diyor.. Annesi yiğenimden çok kardeşim gibi olduğu için bebekliğinden deyze demeye alıştı meleğim...

Deyzee deyzee diye tepemde dolaşan bu cadı perşembe gecesi bizde kaldı..

Üzerindekiler benim kıyafetlerim... Herşeyime ortak zaten bu cadı... Kaprimi eşoftman niyetine giydi aslında giyemedi belindeki ipi iki defa beline dolamak zorunda kaldık...
Siyah olduğu için belli olmuyor, çuval gibi oldu üzerine ama meleğime herşey yakışıyor...

Saçları benim kadar oldu kestirmiyor.. Gelir gelmez saç boyu ölçtü :) "Benim ki daha uzun" diye zıpladı bir de karnımda... ( bu cadının işkence yöntemi aslında ama bazen sevindiğinde de yapıyor)


Bu resimde o geceden saat sabaha karşı 3 buçuk civarları..
( halaa cin gibi değil mi ? )


Cuma sabahı 9 da sınavım olduğunu bildiği halde koca gece bu şekilde kucağımda tv izleyen cadının yaptığı tek cadılık bu değil tabii ki :)

Uyumak yasak deyze !
Ama deyzecim sabah sınavım var uykum geldi.. Bak kaza yaparız sonra
Bananeeee beraber izlicezzzzzzzz
Tamam deyzecim bak sponge bob ne yaptı ( Allahtan bu çizgi film vardı evde yoksa ne yapardım bilmiyorum )


Bu ve bunun gibi konuşma diyalogları gece boyunca devam etti.. Ben yalvardım o beni uyutmadı... 4 gibi yatmaya ikna ettim :) Tabii benimle yatması şartıyla :)

Kahveli sütümüzü içtik, yarım saat diş fırçalama seansından sonra 04:30 gibi yatağın yolunu tuttuk.. Bu kadar da değil 04:30 da yatmamıza rağmen anaokundaki arkadaşlarını ve maceralarını anlatmaktan 05:15 gibi zor uyudu meleğim...






Bugün cadı yine başımdaydı...
Gelir gelmez
Beni yıka Deyzee


Demeye başladı.. Elimiz mahkum prensesi yıkadım... Banyodan çıktığımızda O mu beni yıkadı ben mi onu kimse anlayamadı :D Üstüm başım sırılsıklam, saçımda başımda köpükler :D Karşımda havluya sarılmış ve bana bakıp gülen bir cadı :)

Deyze anneme ne yapıyorsam sana da yapıyorum ama annemden daha az ıslattım seni
demez mi bide :D
Gel de ısırma bu cadıyı.. Çok tatlı ama dimii...

2 Şubat 2009 Pazartesi

öYLeSiNe VoL 4

Sevmeye değerse bir şey,

Ölmeye de değer mi ?




"İstanbul bugün yorgun, üzgün ve yaşlanmış
Biraz kilo almış
Ağlamış yine, rimelleri akıyor..."



Sil baştan başlamalı yine,yine,yine..

Diple zirve arası yolculuk ne kadar sürüyodu??

1 Şubat 2009 Pazar

Rhythm's : Les Feuilles Mortes


Bir kadeh şarap ve arka fonda bu şarkı... Daha ne olsun...


mais la vie sépare ceux qui s'aiment _ (fakat yaşam sevenleri ayırır)
tout doucement, sans faire de bruit _ (yavaş yavaş, sessizce)
et la mer efface sur le sable
les pas des amants désunis. _ (ve deniz kumdaki ayrılmış aşıkların ayak izlerini siler.)





İndirmeniz için : Yves Montand - Les Feuilles Mortes