28 Şubat 2009 Cumartesi

HeR ŞeY SeNDe GiZLi

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..

Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..

Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

27 Şubat 2009 Cuma

ANNEM

Annem çok titiz bir insandı.. Eli çabuk, becerikli,temiz.. Habersiz misafir geldiğinde yarım saat içinde sofrayı donatıverirdi, allah ne verdiyse artık. Öyle yemekler yapardı ki sanki bal damlardı ellerinden.. Canım annem; dayımları, teyzemleri,halamları ve yakın olmayan fakat yakın saydığımız akrabaları toplardı, kalabalık kocaman bir soframız olurdu..


Titizdir annem demiştim.. Bu titizliği ve herşeyi ince düşünmesi yüzünden ben daha ilkokuldayken, elinde yıkadığı sakız gibi beyaz çamaşırları balkona astığı bir gün, karşı komşumuzun inatla silkelediği halı yüzünden tartıştılar. Karşı komşumuz Saadet teyze annemle hep inatlaşırdı. Annem cam sildiğinde ya da balkonu yıkadığında ve özellikle çamaşır astığında silkelerdi halılarını.. Annem her defasında sakin bir şekilde uyarır.
" Keşke silkeleyeceğini söyleseydin ben kaldırırdım çamaşırları"

derdi.. Ama son defasında bu böyle olmadı ! Annem bu defa sinirlerine hakim olamayıp bağırdı Saadet teyzeye.. Oda altta kalmadı tabii ki.. Kavganın üzerine evde ne kadar halı, kilim vs varsa hepsini silkelemeye başladı. Annem o sinirle elimden tuttuğu gibi beni anneannemlere götürdü..

Anneannem mutfakta birşeyler yaparken annem arka odada sinirli sinirli anneanneme olanları anlatıyordu ki, birden ağzından köpükler çıkmaya başladı, olduğu yere yığıldı.. Ben o an nasıl bir çığlık attıysam artık - hatırlamıyorum- komşular, arka evde oturan teyzemler, kim varsa sesimi duyan geliverdi hemen anneannemin küçücük evine.. Anneme kolanyalar falan döktüler ben bir köşeye sinmiş

" ölme anne"

diye ağlarken.. Sonra Teyzemin kızı elinden tuttuğu gibi uzaklaştırdı beni ordan.. Babamı aramışlar o sırada.. Babam gelmiş , teyzemlerden kaçtım ve o sırada babam ve arkadaşları annemi kalın bir battaniyenin içine koymuş arabaya koymaya çalışıyorlardı.. Ayaklarını gördüm en son annemin... Babam, annemin başının ağırdığını, hastaneye gidip iğne vurduracaklarını söyledi.. Dün ki kıza söyledikleri yalanları bana da söylediler ...

" yok bir şeyi , korkma sen "


Ben arabanın arkasından ağlarken teyzemin kızı elimden tutmuş beni yine sürüklüyordu..

Sonra annem eve geldi.. Boş boş bakıyordu her yere.. Söylediklerimizi iki kere tekrar ediyorduk. Dikkat dağınıklığı vardı. Neşesi keyfi yoktu sanki.. İlaçlarını içip uyuyordu. Sonra babam beni aldı karşısına ve anlattı. Annem Tansiyon komasına girmiş o gün.. O yüzden ağzından köpükler çıkmış. Yüksek tansiyona bağlı geçici felç geçirdiği için götürmüşler hastaneye.. Artık annem bir ömür boyunca ilaç içmek zorundaymış. Bundan sonra annemi üzmemem, kırmamam ve hiç kızdırmamam lazımmış. ARTIK KOCAMAN KIZ OLMUŞUM..



Annem o felçten sonra çok unutkan bir insan oldu.. Bal damlayan elleriyle yaptığı yemekleri ocakta unutup, yakmaya başladı, evde para kaybetmeye ve hatta sabah söylenenleri unutmaya.. Ufacık şeylere dahii kızıp sinirlenen bir anne oldu..

Lise zamanlarıma kadar bu hep böyle sürdü.. Annem kah sinirli , kah pamuk gibi oldu.. Lisedeyken bir gün annem kusmaya başladı.. Su bile içse kusuyordu. Babam evde yoktu öyle çok korkmuştum ki; önce kiracımıza sonra da teyzemlere haber verdim. Babam evde yoktu. Babama da nasıl ulaştık bilmiyorum. Babam geldi ve annemi hastaneye götürdük.. Doktorun yanlış ilaç verdiğini söylediler. Yaşına gitmeyecek,bünyesinin kaldıramayacağı ilaçları vermişler anneme.. O yüzden bir defa daha felç geçirmiş..İlaçlarını değiştirdiler..

Eve geldik ama bu defa annem eski annem değildi artık..Söylediklerini anlayamıyorduk.. Tekrar et dediğimiz de de sinirlenip, küsüyordu herkese.. Yemek tariflerini unutmuştu, yaktığı yemeklerden çok yaktığı tencerelerin kokusu geliyordu artık mutfaktan.. Evi silip, kapıdan bakıp, toz kalmışsa her yeri yeniden silen annem yoktu artık.. Herşeyi üstün körü yapıyordu. Vazgeçmişti herşeyden..



Liseyi bitirdiğim yıl çalışmak istediğimi söyledim ve büyük bir firmada işe girdim. Çalışırken üniversiteyi kazandım. Gitmek için hazırlıklarımı yapmışken annem yeniden hastalandı.. Sürekli ağlıyordu fakat bu defa hiç bir şey söyleyemiyordu hatta yürüyemiyordu.. Apar topar hastaneye götürdük annemi.. . Felç geçiriyor hemen yatıracağız dediler.. 22 gün hastanede tek başıma annemin başında bekledim. Daha 19 yaşındaydım..

Ben ailemizin 3 kişi olduğunu annem rahatsızlandığında öğrendim.. Oysa çok kalabalık bir ailemiz var sanırdım evimiz hiç ıssız kalmadığı için..

İşte o hastane koridorlarında öğrendim ben hayatı.. Kimseye güvenilmeyeceğini ve eğer sen iyi değilsen kimsenin senin yanında olmayacağını.. İğrenç ilaç kokularının üstüme sindiği günlerde tokat gibi çarptı gerçekler yüzüme... 22 günde büyüdüm..




Uykusuz gecelerden birinde bir hasta bakıcının hayatımı kurtarmasıydı o günlerden bana güzel kalan tek şey.. Hayatta böyle insanlar da varmış dediğim o an; Cam kenarında sigara içerken sızmışım uykusuzluktan ve 3. kattan aşağıya düşecekken bir el tuttu kolumdan, savurdu beni koltuğun üzerine.. Ben daha olanın farkına varamadan, gülümsedi yüzüme;

" dikkat et, bir tane daha yok senden "

diyerek... Her hatırladığımda gülümsetir bu sözler beni :)

İsyan ettiğim şiirlerde " Burda " ve " Burda" Aslında anneme kızdığımı sandı bazıları.. Evet, belki kızgınlığımın birazı annemeydi, ama en çok " bu yazıdaki gibi " kadere kızmıştım ben.. Saadet teyzeye kızmıştım, sonra annemi üzen kardeşlerine, eltilerine,görümcelerine... Annem sağlıklıyken evimizden çıkmayan ama hastalandığında kapıdan bile bakmayan dostlara, tanıdıklara..
Kimsenin bana yemek yapmayı öğretmemesine kızmıştım, bulaşık yıkamayı göstermemesine, Odamı toplamayı bile bilmememe kızmıştım... 22 gün hastanede tek başıma kalmama, sıvı sabunlarla saçlarımı yıkamama kızmıştım.. Hastane odasında sandalye üstünde uykusuzluktan sızdığımda, hoyratça canımı acıtan hemşirelere kızmıştım.. Üzerime sinen ilaç kokularına kızmıştım...

HAYATIMA KIZMIŞTIM.. BUNLARA SEBEP OLAN HERŞEYE, HERKESE !

26 Şubat 2009 Perşembe

DaYaNaMıYoRuM aRTıK

Benim sorumsuzluğum ne zaman bitecek bilmiyorum.. Sabah yatakta tembellik yaparken bir ara annemin sesini duydum. Söyleniyor yine sandım.
Ortada hiç bir şey yokken söylenir genelde.. Mesela kumandayı düşürdüğünde , ya da peçetesi bittiğinde bazen de tv de bir şeye kızdıysa....
Öyle birşeydir dedim, gitmedim yanına...
Sonra çığlık attı ! Ne oluyor diye gittiğimde; kendi başına banyoya girdiğini ve sıcak suyu açtığını gördüm, en sıcak yeri açmış sonra da kapatamamış... Suyu kapadım, dışarıya çıkardım ama ayağı yanmıştı.. Derisi kalkmış, kıpkırmızıydı.. Basamıyordu yere doğru düzgün..

İlk seslendiği zaman keşke gitseydim.. Sorumsuzluğum yüzünden ,benim yüzümden oldu...

Bazen bir bebek gibi bakıma muhtaç olduğu gerçeğini kabullenmek istemediğimden oluyor her şey. O'nu hep sağlıklı, gülen, konuşan, yürüyen haliyle görmek istiyorum.. Öyle olmadığını bile bile..


Ve bu gün bir şey daha farkettim annem ağladığında ya da bağırdığında ben sinir krizine giriyorum.. İnsanlar annemden önce beni yatıştırmaya çalışıyor.. Babam sarıldı ben ağlarken, komşumuz Ali abi "yok bişey" diye beni sakinleştirmeye çalıştı.. Oysa önce anneme bakmalıydılar...


Hastane de acil servise gittiğimizde annemden sonra gelen ufacık bir kız çocuğu gördüm. 16 bilemediniz 17 yaşındaydı.. Bileğinde kırmızı bir havlu sarılıydı, galiba havlunun gerçek rengi beyazdı.. Ablası da ondan bir kaç yaş büyüktü elini tutup "gitme "diye çığlıklar atıyordu..
" beni bırakma, aç gözlerini ablacım, bak burdayım! "


Yüreğimden gelen sesle , o hiç tanımadığım yabancının sesi karıştı birbirine.. Öyle bir bakıyordu ki kardeşine.. Eline tutuşturulmuş bir kağıt parçasıyla kapının önünde kala kaldı..
Benim gibi..

İçerden gelen seslerden kaçmak istedim o an..
O iğrenç ilaç kokusundan kaçmak..


Yanımda bir kaç kişinin daha olduğunu ve o "abla"yı sakinleştirmeye çalıştıklarını gördüm..
" Korkudan bayılmıştır, yok bişeyi, korkma sen! "
Annemde ilk hastalandığında beni de böyle kandırmamışlarmıydı?
" Yok bir şeyi, korkma sen"


O anlar sıralandı gözümün önünde.. Annem ilk hastalandığında bende, o abla gibi, 18- 19 yaşlarındaydım.. Hastane koridorunda tıpkı onun gibi kalmıştım, elimde bir kaç kağıt parçasıyla... O zamanki gibi bugün de çınladı kulağımda sesler, herşeyin sesi birbirine girmeye başladı.. Karıştı herşey..

Dondum !
Kımıldayamadım..
Sonra Ali abi geldi. Tuttu beni oturttu bir yere.

"Birşeyi yok, sardılar, geçinceye kadar pansumana geleceksiniz o kadar.."


Baktım gözlerine.. Birşeyler diyecektim , O sırada yine annemin sesi geldi içerden,
dondum kaldım..

Beynimde binlerce anıyı susturmaya çalışırken, unutmaya çalışırken; ilaç kokusunun tüm bunları yeniden ortaya çıkarması.. O Abla'da kendimi görmem! Kabuk tutması için yalvardığım yaraların yeniden kanaması ve avuçlarımda tırnaklarımın izlerinden sızan kan damlaları, sol yanımdaki acı...
Dayanamıyorum artık...!

25 Şubat 2009 Çarşamba

MiM: ŞiiRSeL MiM

Sevgili Digital Sevgi Kelebeği Mimlemiş beni..

Konu; hayatınıza yön veren şair ve dörtlüğü..




Aslında bunu seçmek çok zor.. Benim hayatıma yön veren şiiri daha önce " Burda" paylaşmıştım..

Ama mim , mimdir.. Dimi ? Bir şiir daha var beni çok etkileyen.. Ataol BEHRAMOĞLU'ndan ;

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği


İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya


Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin


İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına


Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın


Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.


ATAOL BEHRAMOĞLU


Evet, geldik bir mim'in daha sonuna ve en zevkli kısmına...

Bendeniz, Gayyor, Efsa, Elif..den, Sinirli Prenses ve Esrik öfke... Hadi bakalım sıra sizde :)

24 Şubat 2009 Salı

SaMaNTHa WHo


Gözünüzü bir hastane odasında açtığınızı düşünün. Etrafınızda aileniz ve arkadaşlarınız var.Fakat ortada bir sorun var ki o da; SİZ HİÇBİRŞEY HATIRLAMIYORSUNUZ!

Ne ailenizi, ne arkadaşlarınızı, ne patronunuzu ne de erkek arkadaşınızı hatırlamıyorsunuz!
Bunlar kim, ama öncesinde asıl "siz kendiniz" kimsiniz?

Geçirdiğiniz kaza yüzünden 8 günlük komadan henüz çıktınız ve hafıza kaybına uğradınız. İşte bu 'siz' "Samantha" oluyor. Samantha Who?



Christina Applegate'in başarılı oyunculuğuyla ekran başındakileri güldüren dizi "Samantha Who?" her pazartesi ABC'de yayınlanıyordu fakat grevdeki senaristler yüzünden 11'ci bölümde kalan ve habire tekrarları yayınlanan dizinin yeni bölümleri sabırsızlıkla beklenirken, 1 mart pazar günü 19:20 de 1. sezondan itibaren TNT de yayına giriyor..

Bu diziyi izlemeyi çok istiyorum.. Ama bir sorun var Kablolu Tv de TNT kanalı öğlenden sonra Nickelodeon kuşağı yayını yapıyor ve akşam saat 20:00 den sonra normal yayın akışına dönüyor.. Dizi de 19.20 de başlıyor..

Burdan O kablolu Tv nin yayın akışını ayarlayanlara sesleniyorum lütfen madur etmeyiniz vatandaşı.. Abuk subuk yerel yayınlar yerine Kablolu tv ye özel bir sinema kanalı koyunuz. Ve şu güzelim TNT ve Nickelodeon kanallarını birbirinden ayırınız.. Normal antenler bile TNT kanalını çekiyorken, bu kabloludan çektiğimiz nedir yaa ! İnternet üzerinden TNT yi Online izleme gibi bir şansımız da yok...

Olmazsa üyeliğimi iptal ettirip ya Digiturk ya da D - smart o da olmadı uyduya geçiş yapıcam! Bu kadar da olmaz ki! Ayy çok kızdım...

23 Şubat 2009 Pazartesi

YeMeK Ve YeMeMeK iŞTe BüTüN MeSeLe Bu


Garipleştim bu aralar..
Aslında aldığım kilolardan hiç memnun değilim ama bu kadar da aç kalma krizine girmem beni korkutmuyor değil.. Yemek yiyemiyorum! ama bu isteyerek yaptığım bişey değil.. Yiyemiyorum midem almıyor..

Tüm gün boyunca yediklerimi ve canımı nasıl sıktığını anlattım az önce ikizime ( öyle sandığınız gibi bir ikiz değil , can dostu, çocukluktan bana kalan en güzel şeylerden birisi... Canım ikizim.. bir yazımda da ikizimi anlatacağım.. ) "Sıkma canını , bak hastalanırsın dikkat et" dese de elimde değil.. Yemeklerden sonra kusma isteği var içimde.. Sürekli bastırıyorum.. Ama buna da ne kadar dayanırım bilmiyorum..

Eskiden kilo aldığımda binbir türlü çözüm arayıp, vermeye çalışırdım ve hep derdim
" Keşke canım yemek istemese de bir an evvel gitse şu fazlalıklar"
ama şimdi başıma geldi.. Hiç hoş bişey değil.. Normalde koca bir tabak yiyeceğim sevdiğim yemeklerde bile, canım istediği halde içim almıyor. Ve bir haftadır yediğim şeyler, normal bir insanın 1 günde yediği şeylere eşit.. Kilomu soracak olursanız onda hiç bir değişme yok.. Olduğu yerde sayıyor..

Ve dilerim ki bu durum geçicidir...

22 Şubat 2009 Pazar

Rhythm's : SeCReT

Catherine ve Allison Pierce adlı iki güzel kız kardeşten oluşan the Pierces isimli grubun 2007'de çıkan thirteen tales of love and revenge albümlerinden bir parça seçtim bu hafta.. Secret..

CNBC-e de yayınlanan Gossip Girl dizi müziğidir aynı zamanda.. Ve E2 de yayınlanan Dexter 'in 3. sezonunda promo müziği olarak kullanılmıştır..


"
Won't tell what I said
Cause two can keep a secret
If one of the m is dead…
"
İndirmek isteyenler için : The Pierces - Secret

21 Şubat 2009 Cumartesi

aYNaLaRDa HüZüN ReNGi


Ben kendimden gideli çok oldu,
Yüreğime ayazlar vurdu,
Şarkılarım öldü benim bugün,
Ve ıslak bir cama vurdu çocukluğum.
Küf kokan bir gece devriliyor üzerime,
İçimdeki kentler darmadağın
Dilimde ıslatmaya kalktığım cümleler hayatın akışında,
Gözlerim yitirilmişliğin başkentini taşıyor,
Ve ben kendime bir durak kayboluyorum.

Pişmanlıklar ayak bağım, keşkeler için artık çok geç..
Belki sabahlarım nedenler ile dolar taşar ve bir soru işareti olurum kendimde.
Belki de kıyametler koparırım kendimde kim bilir.
Zaman dayanıyor şakağıma, ve ben kendime geç kalıyorum
...
Şimdi bakışlarımdan şiirler düşüyor,
Ve vuruyor beni dört bir koldan,
Eşkıya duygularımı tutukluyorum göğüs kafesimde,
Deli gömleği giydiriyorum düşlerime.
Aynalarda hüzün rengi; bakışlarımda mana yok.
Karantina zamanlara sıkıştırılmış, gülüşlerimin tozu avuçlarımda
Ve gecenin körü çarpıyor suratıma.

Gözyaşlarımdan yangınlar çıkarıp yakmalı bu yüreği,
Ve terk etmeli; kendi çapında insan kendini.

ismet Baygın Nam-ı Diyar Supradyn

20 Şubat 2009 Cuma

RüZGâR


Soğuk ve rüzgarlı bir gece... Rüzgar kah duruyor, kah esmeye devam ediyor..
Birşeyler anlatmak istermiş gibi...
Asi ve hoyrat..

Canım öyle sıkkın ki..
Alıp götürse beni rüzgar...
Ellerim ceplerimde...
Uzaklara burdan çok uzaklara...

Düşündüklerim gerçek olsa..

Perdenin arkasından gülümsese güneş..

Pencere önünde saksılara tünese kuşlar..
Perdeyi aralayınca ilk onları görsem, korkmasalar benden, yansısa yüzüme gözlerinde gördüğüm özgürlük..


Artık bana kimse dokunmasa ! Kirli elleriyle!

Rahatça döksem yüreğimdekileri orta yere, korkmadan, çekinmeden, " acıtırlar" endişesi taşımadan..

İşte bu endişeler yüzünden ;


"Yüreğim ıslaktır benim,
Kuytularda ağlamaktan.
Ve hafif uçuktur rengi
Kurusun diye kaç kez
Güneşe asılmaktan..." Sunay Akın

19 Şubat 2009 Perşembe

öZLeM

Öteki evimize gidip, akşam üzeri suladığım bahçenin kenarında, çiçek kokularına karışan ıslak toprak kokusunu içime çekmek... Sabahları ektiğim domatesler, biberler ve salatalıklarla kahvaltı etmek.. Bahçenin kenarında her sene çıkan maydanozları yıkamadan, kendisine has toprak kokusuyla yemek.. Köşedeki armut ağacına ya da kiraz ağacına çıkmak, dalında oturup keyif sürmek... Zamanı geldiğinde, ceviz ağacından tazecik , süt kokan cevizleri yemek istiyorum...

Geceleri terasta, yıldızların altında sineklere aldırmadan uyumak... Sabahları buz gibi kuyu suyunda elimi, yüzümü yıkamak istiyorum..


Kapının önünde çıkan gelincikler gibi üstüme konan arılara aldırmadan salınmak rüzgârda...



Özenle yetiştirdiğim sebzelerden, meyvalardan; salça, reçel, vişne suyu, konserveler, kompostolar falan yapmak istiyorum.. Çıplak ayakla toprakta gezinmek.. Bahçeyle uğraşmak istiyorum..


Çok şey mi istiyorum.. Hayır ! Sadece 30 km uzaklıkta bu istediklerim..
Ama işte..
Vakit ! yok !
Hem soğuk şimdi oralar, en az burası kadar..
Ve ıssız.. En az benim kadar...