21 Ocak 2009 Çarşamba

YaNıK PoRTaKaL / MaNDaLiNa KoKuSu

Sobayı özledim ben... Benim çocukluğum çatır çutur hatta annemin tabiriyle “ gürül gürül” yanan sobalı bir evde geçti... (Alttaki resimdekine çok benziyordu sobamız şömine gibi yanarken görüyordun içini... )



Sobalı evlerde büyüyenler bilir... Sıcaklığından öyle çok yararlanırsınız ki... Sabah kalktığınızda ev zaten soğuktur... Anneniz kalkar sobayı yakar. Tabi o arada çayı koymuştur... Eğer soba yanmadan uyandıysanız yataktan çıkmanıza asla izin yoktur.

“Soğuk üşütürsün çıkma dışarı “
diye söylenirken eğer yorgandan kollarınızı dışarı çıkarmışsanız tehditkâr bakışlar karşısında tekrar sıcacık yatağa gömülürsünüz :) Soba güzelce yanmaya başlar, oda ısınır, o sırada kahvaltınızı hazırlayan anneniz sobanın üzerine bir tel koyar. O telin üzerine bir önceki günden kalan ekmekler dizilir... Çaydanlık ta sobanın üzerindeki yerini alır... Bazen de soba yandıktan sonra o mis gibi ekmek kokusuna uyanırsınız... Sabah haberleri açılmıştır ve çizgi film izlemek için bin bir türlü şaklabanlık yapmaya hazırken sıcak ekmeğin üzerinde erimiş tereyağı ve mis gibi kokan ev reçeli aklınızı başınızdan alır...



Kahvaltıdan sonra güğüm sobanın üzerine konur. Sürekli sıcak su vardır evde... Sobanın üzerindeki tel’e çamaşırlar asılır, mis gibi kokular sarar etrafı... Hatta yemekte sobanın üzerinde pişer ağır ağır ve o sobanın üstünde pişen yemek kadar tat vermez büyüdükten sonra hiçbir şey...



Kestanelerde sobada pişirilirdi... Elleriniz yana yana onları sobanın üzerinde alıp soymak... Ne büyük keyif... Sucuklar bile sobada pişirilirdi korların içinde... Sonra portakal / mandalina kabuğu koyup, yanık kokusunu mazoşistçe koklardınız... Oda is koktuysa ya da misafir gelecekse, sobanın üzerine evdeki kolonyadan sıkmak olurdu ilk işiniz... Sobanın sıcaklığıyla yayılırdı koku tüm evi kolonyayla yıkamışçasına... Kolonya damlaları zıp zıp zıplayıp sonra kapağın etrafında fır dönerek buharlaşırdı ve onu izlemek kadar keyfili bir başka şey daha bilmiyorum sanırım... Hatta bazen böyle görsel bir şölen yaşamak için su dökerdim sobanın üzerine... Sonrasında bir terlik hali hazırda başımın üstünden teğet geçerdi... Annem:

“ Yapma demedim mi sana çatlatacaksın sobayı, getir terliğimi...”
“Hem atıyorsun hem de geri istiyorsun pışııkkk getirmem dövüceksin dimi “
Derdim...Keşke şimdi de fırlatsa...


Hatta hiç unutmuyorum bir defasında terliği yerine sobanın maşasını fırlatmıştı annem... Tabi kaçtığım için maşa bana değil kapıya isabet edip bir delik açmıştı kapıda... Maşayı çıkartana kadar peşimden bağırmıştı

“ Baban akşam gelsin söyleyeceğim görürsün sen... Sopalık evlat...”
Çocukluğum o sobanın maşasını ve annemin kalın topuklu terliklerini saklamakla geçti desem pekte yalan olmaz sanırım :)


Bizim evde sobanın en önemli aksesuarı üzerindeki dökme tuğlaydı... Annem her sabah tuğlayı sobanın üzerine koyar diğer odalardan geldiğinde de o tuğlanın üzerine biraz sıcak su döküp bir beze ya da havluya sarıp ayaklarının altına koyardı... Hasta olduğumda o tuğlayla gezmek zorunda kaldığımı hatırlıyorum :)



Evimiz İstanbul’un kenar semtlerinden birindeydi.. Çook eskiden Bakırköy’e bağlıydı... Sonradan ilçe oldu... Bakırköy’e bağlıyken hiç unutmam su tankerlerinden su taşırdı annem... Tüm komşular seferber olur, kapının önüne gelen tankerlerden büyük bidonlarla su alınırdı... Çocukluk işte o tankerlerin başında beklerdik annelerimiz su bidonlarını kenara çekerken sıramızı kapmasınlar diye... O tankerden alınan sular güğümlerde kaynatılır, leğende sobanın yanında yıkanırdım... (Malum banyo soğuk., benimde zırt pırt bademciklerim şişerdi o zamanlar...)Annem temizlik hastası denebilecek kadar titiz olduğu için ben yıkanacağım zaman mahalleli ne oluyor diye kapıya dayanırdı

“Adam öldürüyorlar yetişin “
çığlıklarım yüzünden...
“ Sus ! Su sıcak olmadan temizlenmezsin, pasaklı ”
derdi annem...


O tankerlerin zamanında elektrik kesintileri hayatımızın bir parçası olmuştu adeta... Elektrikler kesildiğinde – ki özellikle geceleri kesilirdi – Sobanın kapağını açıp, tavana yansıyan alevlerin yaptığı ışık oyunlarını izlemenin keyfi bambaşkaydı... Böyle ışıksız gecelerde annemin beni önüne oturtup koluma taktığı ve sardığı yün çilelerini hatırlıyorum... Hem babama gün içinde olanları anlatır hem de bir taraftan

“dik tut kızım”
derdi...



Ben çok sıkıldığımda da babam elleriyle o sobanın ışığında gölge oyunları yapardı... Tavşanlar, kurtlar, kuşlar ve yanık mandalina / portakal kokusu...


Çookk Özledim çookk...

16 yorum:

cesetizleri dedi ki...

mandalina, portakalı yedikten sonra illa koyarım sobaya kabuklarını. illa yani kaçarı yok :)
bayılırım.

Ruyayla dedi ki...

cesetizleri;
Yaa ne şanslısın bayılıyorumm kokusuna... Ama şimdi ki evimiz kaloriferli :( Artık öyle bir şansımız yok malesef.. Benim için kıvrılıp yatıver sobanın arkasına mandalina / portakal kokuları eşliğinde :)

aahmetcelebii dedi ki...

Sabah kalkınca ekmeği koy üzerine kızart sonra yağ sür ye bi ton demi:)

Gittikçe köüleşiyo hayat, çekilmez oluyo onca yaşanmışlıktan sonra..

Ruyayla dedi ki...

aahnetcelebii;
Ne günlerdi... Hayat zorlaştıkça özlemler artıyor.. Ve haklısın bazen çekilmez olabiliyor...

kişisel depresyon anları dedi ki...

eminim ki kaloriferli evi özleyenler de olacak :)

Ruyayla dedi ki...

Kda;
Bu gidişle haklısın doğalgaz faturaları kek gibi kabardıkça ve insanlarda kek yerine kondukça... Yakında kaloriferli evlerde özlenecek gibi gözüküyor...

blue_rose dedi ki...

bütün aileyi etrafına toplayan,sıcacık sohbetler..
hey gidi günler demekten kendini alamıyor insan...

Ruyayla dedi ki...

blue_rose;
Dimi yaa herkes hep bir arada olurdu... Artık aynı evde başka hayatlar yaşıyoruz :)

Pilli-Cadi dedi ki...

canim sobada kizartilan ekmege üzerine margarin sürüp peynir koyup yemege bayilirdim ben.

Ruyayla dedi ki...

Pilli cadım
Ben halaa bayılıyorum... Olsa şimdi saat umrumda olmazdı çatlayana kadar yerdim :)

aysema dedi ki...

Harika bir yazı olmuş. Hem biçim hem de içerik olarak...
Nerelere nerelere gittim bir bilsen... Yüreğine sağlık. Gidenler geri gelmiyor ki...
Sevgiler.

ZIBBIDI dedi ki...

az önce canımdan çok sewdiğim 15 yakın akrabalarımla bir mutfakta sohbet ettik mükemmel eğlendim.

Sobamı?

Kusura bakmayın ben onu sadece yandığında sewiyorum,yanmadığı zaman ewimden nefret ediyorum.

Üşümekten nefret ediyorum.

Küresel ısınmaya da karşı değilim ısınsın sıcacık olsun heryer...:D

Ruyayla dedi ki...

Aysemacım;
Çok teşekkür ederim beğenmen beni öyle mutlu etti ki..

Gidenler geri gelmiyor evet... Belki sobalı bir evde yaşayabilirim yine, belki yazıda anlattığım bir çok şeyi o sobanın başında yapabilirim ama annemle babamla yaşadıklarım gibi olmayacak hiç bir şey...
Sevgiler..

Ruyayla dedi ki...

ZIBBIDI;
Soğuk pekte sevilecek bir şey değil haklısın bende sevmem ama soğuk odadan sobanın yanına gelmek nasılda keyiflidir ahh ahh :)

Ama küresel ısınmaya hayır ! dengemiz alt üst oldu yaa :( Kar görmedik bu sene yerler bile tutmadı sabah yağdı öğlen güneş açtı :(

LoLLa dedi ki...

istee aglamam için bir bahane daha bana :(

Ruyayla dedi ki...

lolla;
Ağlama yaa :( Gerçi kelin ilacı olsa başına sürermiş hesabı oldu yaa neyse :(