31 Ağustos 2008 Pazar

Galiba (d)üşüyorum...

Kafiyesiz zamana karşı bi yokluk duygusu var içimde... Ne yapıyorum, ne yapacağım, bilmiyorum...

Galiba (d)üşüyorum...

Bir kibrit çaksam her şeye, diner mi acılarım? "Boş ver" diyorlar "ağlama" susuyorum... Bu suskunluk çığlıkları diner mi? Yalın ayak yürüyen yüreğime batan cam kırıklarını görmezden gelebilir miyim? Her yer kan revan...

'Gece' bile öyle zifiri ki bu akşam bana... Öyle karanlık öyle siyah ki... Uyumak istiyorum her şeyi unutarak...

Notası olmayan unutulmuş bir melodiyim şimdi bu karanlıkta...

Bütün mazeretlerim izinli bu gece.

Herkesin terk ettiği ıssız bir kent gibi hep eksik sol yanım...

2 yorum:

aysema dedi ki...

"Karanlıkların en yoğun olduğu zaman sabaha yakın olandır."

Kaç saat oldu bilmiyorum. Yazılarınızı beğeniyle okuyorum.Hüznünüz beni de kuşattı.

Özellikle anne ve bababızın elleri olağanüstü güzel bir anlatı. Bir o kadar da acı verici.Hepimizin benzer öyküleri var bu konuda. Ama sizin ki çok daha acı verici. Yalnız yüklenmişsiniz tüm bunları. Kolay gelsin.

Yazmaya devam edin lütfen...

Ruyayla dedi ki...

Ben tüm başıma gelenleri gecenin karanlığı diye nitelendiriyorum elbet bir gün güneş doğar :) hayatta bazıları gündüzü yaşar ilk başlarda sonraları da geceye dönmeye başlar herşey; hastalıklar , acılar , kayıplar .... ben gecelerden başladım yaşamaya ufak yaşlardan beri elbet bir gün benimde gündüzlerim olur :)

sanırım çekilen acılarla mutluluklarla sıralanıyor tüm kelimeler insanın beyninde... Ben şair olduğumu idda edemem sadece yazmayı seviyorum ve beynimdeki sıralanmış sözlerin büyüsünü...
(Az öncede aynı şeyleri bir arkadaşıma söyledim..)Ve yazmaktan vazgeçmeyi düşünmüyorum yazdıkça rahatlıyorum)

Unutmadan hoşgeldin hayatımın satırlarına yorumların için çok tşk ederim :)